|
|
October 21


AHMETLER KÖYÜ BURASI BENİM KÖYÜM
Köyümüz üç Ahmet tarafından kurulduğu için ismi Ahmetler köyü olarak kalmıştır. Dağlık bir bölgede yer almaktadır. Köyümüzün bir tane camisi ve birleştirilmiş sınıflı bir ilkokulu vardır. Okulumuzun 16 tane öğrencisi bulunmaktadır ve bu sayı giderek azalmaktadır.140 haneli bir köye sahibiz. Köyde ağırlık olarak yaşlılar ikametgâh etmektedir. Köy halkının çoğunluğu çocuklarının eğitiminden dolayı şehre göç etmiştir. Köyde 30’un üzerinde dul bayan halen yaşamaktadır. Ekonomisi çiftçilik ve ağırlık olarak küçükbaş hayvan besleyerek geçimlerini sürdürmektedirler. Gülen dağı ve tarihi mağaraları ile ünlüdür. Köyde Yörük şivesi kullanılmaktadır. İnsanların birçoğu yazın hayvanların otlaklık nedeni ile yaylara göç etmektedir. Ağırlık olarak göçebe bir hayat sürdürüyorlar. Tabi bu sayı geçmişe oranla daha azdır çünkü birçok insan yaşlandığı için vede sağlık problemlerinden dolayı bırakmışlardır yeni nesilde devam etmemektedir. Köyde su parayla değildir su köylüğünün emeği sayesinde dağın doruklarından uzun uğraşlar sonucu köye getirilmiştir. Köyümüzün üç tane büyük çeşmesi vardır. Her evde su, telefon, elektrik, gün ısı vardır. Köye ait iki tane köy evi vardır. Köyümüze gelen öğretmen ve imam ikametkah etmektedir. Köyde sağlık evi yoktur. Ulaşım ise haftanın iki günü köyden kalkan köy dolmuşları ile sağlanmaktadır. Acil durumlarda ulaşım zordur özel aracın olmadığı sürece. Köy halkı güler yüzlüğü ve misafir perverliliği ile tanınır. Köylü çok fakir olmamasına rağmen evlerin içerisinde düzen yoktur ve temizliğe dikkat edilmemektedir su parayla olmamasına ve çok bol olmasına rağmen. Saman ve ahşap evlerin yanı sıra yeni beton ve modern evlerde vardır. Kıyafetleri ise klasik Anadolu kıyafetleridir köye has özel bir kıyafetleri yoktur. Ben köyden ayrılalı 12 yıl olmuştur.
Köyümü de köylüyü de çok seviyorum. Sevgili K.ATATÜRKÜNDE sözünde olduğu gibi köylü şehirlinin efendisidir çok doğru bir söz. Köylü gerçekten üreticiler ve emekçilerdir. Havasıyla, suyuyla, yiyeceğiyle her şeyin doğalından yararlanmaktadırlar ve bizlerden daha sağlıklı bir yaşam sürmektedirler. Benim ayağımda abartmıyorum şehirdeyken üç tane çorap giyiyorum iklimin sıcak olmasına rağmen ama köy buradan soğuk olduğu halde birçok kişinin ayağında çorap dahi yok ve hasta değiller. Artık vücutları alışmış. Köyümle ilgili bu kadar bilgi verdikten sonra köyde yaptıklarımı hissettiklerimi yazmak istiyorum. Pazartesi günü köye gitmeye karar verdim birden hazırlandım ve çıktım. Köy dolmuşlarında yengemde vardı beraber köye gittik. Köyü çok özlemiştim köyün girişinde kavak ağacı bizi karşıladı ben 21 yaşındayım ve kendimi bildiğimden bu zamana kadar kavak ağacı hep vardı. Belki de köy kurulduğundan bu zamana kadar halen ayakta. Şu anda köy hüzün mevsiminde ağaclar yapraklarını dökmüş kavak yaprakları sarı Köy sarı sonbahar mevsimini yaşıyor. Köyü sarı ve kızıl renk donatmış ve köydeki yaşlılarda aksesuarları oluyor. Köydeki birçok insan artık sahnede hayatlarının son oyununu oynuyorlardı. Ellerinde bastonları köydeki güneş ve sıcak yerlere oturmuşlar şehirden gelenlerden belki çocuklarından bir haber bir ekmek gelir mi diye bekleyişleri, kimin çocuğu olduğumuzu merak etmeleri soruşturmaları vakit geçirmek için bahaneleri. Köyde iki gün kaldım iki gün içerisine birçok şeyi sığdırmaya çalıştım. Bayram dolayısıyla herkes ekmek yapıyordu bayram hazırlığı yapıyorlardı.
Tanığım bütün yaşlıları ziyaret edip resimlerini çektim. Okuluma gittim sınıfıma sırama bakmak için ama yerinde bulamadım. Okulda çok az sayıda öğrenci vardı resimlerini çektim hepsi meraklı gözlerle bana bakıyordu yeğenime arkadaşlarına dağıtması için şeker, toka ve kalem vermiştim. Hepsinin gözünün için gülüp Hatice’nin nesi olduğumu soruyorlardı. Okula gidince çocukluğum arkadaşlarım aklıma geldi ve çok duygulandım. Bizim yerimizde şu anda çok farlı şekilde farklı çocuklar vardı. Galiba hayat bu olsa gerek. Çocukların okulda resimlerini çektim hepsini çektim. Çünkü benim hiç ilkokul fotoğrafım olmadı ve bunun ezikliğini yaşıyorum aynı duruma bu çocuklarında düşmesini istemedim.
Çocukların istediği tek şey sadece resim çektire bilmekti. Hepsi her resmin kıyısından köşesinden girmeye çalışıyordu. Resimleri çekildiği için mutluluktan gözlerinin içi parlıyordu. İşte mutluluk bu dedim içimden. Hepsinin resmini çektikten sonra oradan gözleri ve yüreği dolu bir şekilde kendi evimize doğru yol aldım. Evimize bahçemize baktım resimlerini çektim ketire çıkıp uzun uzun dağlara baktım düşündüm resim çektim insanın doğup büyüdüğü yer başka oluyor.Her mevsim ayrı bir güzelliği var önemli olan kıymetini bilip yaşaya bilmek.Halamla bütün akrabalarımı yaşlılıları ziyaret ettim oturduk muhabbet ettik mezarlığa gittik.Abimi,nenemi,dedemi,amcamı ve bütün oradaki yatanlar için dua ettik.Birden ölümü düşündüm insanın istemedende olsa aklına geliyor toprağın altı.Hayat kısa bir dk.sonrasına garantimiz yok önemli olan insan olduğumuzu unutmadan yaşamak.Bütün herkes için dua ettikten sonra halamla ayrıldık oradan gözü yaşlı bir şekilde.Gün batımını yakalamak için evimizin arkasına gittim gün batımı resimleri çektim.Çocuklar okuldan geldi onlarla birlikte resim çekindik.Bütün herkes küçükte olsa bir şeyler hediye etmek için uğraşıyorlardı.(pekmez,üzüm,incir.elma vb..gibi)Dünyalar güzeli çocuğumuza doyamadan ayrıldım.Hala sesine bıkmadan geri dönmek zorunda kaldım.Eskiden orada yaşıyordum şimdi sadece misafir gibi gidip geliyoruz.hayat ne garip.İnsanı ne yana savuracağı belli olmuyor.O rüzgara kapılıp gidersen geriye dönüşün olmuyor eğer hazırlıklarını sağlam yapmışsan seni yıkamaz ayakta durursun seni sıyırıp geçer gider.Başka güzelliklerde görüşmek üzere. önemli olan yasadıgımız yer değil yaşadığımız yerdeki güzelliklerin kıymetini bilip sahip çıkmak.ve diyorumki geleceğe bırakacağımız en güzel miras geçmişimiz.....
ÜMMÜ ARICI 22.12.06 SAAT 02 30 CUMA
       June 11
HOŞGELDİNİZ .....ÜMMÜ.....
|
ümmü
|

Bu sayfada  dakika  saniye misafirim oldunuz :) BARIŞ,SEVGİ,BİRLİK,BERABERLİK ADINA
Günlerdir düşünüyorum ama tek kelime dahi yazamıyorum.İçimde biriktirdiklerimi kağıda dökemiyorum.Kalemimin gücü gönlümün dilini görmeye yetmedi.bazen düşünüyorumda en güzel tepki,tepkisizlik.Ülkemizin,milletimizin canı yanarken susmakta dogru değildir.Gün kardeşlik,birlik,beraberlik günüdür.Çözüm ise dil,din,ırk ayırdımı yapmak değil.Tarihimize baktığımız zaman bu toprakların kolay alınmadığını hepimiz biliyoruz.TÜRK BAYRAĞINDA milyonlarca mehmetçiğin kanı var kanla alındı bayrağımız.T.C zaten bir devlet,devlet içinde de devlet kuramayız.Kısacası tek bir bayrak,tek millet,tek yürek olmak mecburiyetindeyiz.Bunun aksini iddaa edenler ise vatan hayinidir.BÜTÜN ŞEHİTLERİMİZE ALLAHTAN RAHMET DİLİYORUM bütün kalbimle.BÜTÜN ŞEHİT AİLELERİNEDE ALLAHIM SABIR VERSİN.En büyük sorunlarımızdan birisi ise dıs güçlerin oyununa geliyoruz.Bu ülkede yaşıyorsak,bu ülkeden ekmek yiyorsak bayrağımıza ve milletimize sahip cıkmak zorundayız.Bu bizim milli bir görevimiz.Lütfen sen kürtsün,sen alevisin,çerkezsin diye birbirimiz dıslamayalım.Hepimiz bu toprakların bir parcasıyız ve bu topraklarda yasıyoruz.Hepimizin kimliğinde T.C yazıyor.İçimize SAVAŞ YERİNE SEVGİ,KARDEŞLİK,BARIŞ TOHUMUMLARI YEŞERTELİM.Savaş olmasın masumlar ölmesin.İnsan hayatı bu kadar basit olmamalı.TÜM DÜNYA HALKLARI KARDEŞTİR.İyi ve kötüler her ırkta vardır.Hiç günahı olmayan insanları dıslayarak piskolojik,ve iç savaşın cıkmasına sebeb olabiriz.Lütfen ırk ayırdımı yaparken cok dıkkat edelim.Dışladığımız her insan geriye bize silah olabilir.suclu ve suçsuzu doğru tespit edelim.Bu ülkede yaşıyorsak ve burada karnımızı doyuruyorsak birbirimize sahip çıkmalıyız.İhanet yada nankörlük yapmamalıyız.Zaten yapanlarda er yada geç cezalandırılacaktır.Ve diyorumki kin ve nefret yerine sevgi tahumları ekip barış isteyelim.Bir ülkede barış,huzur,ve kardeşlik içinde yaşamak çok daha güzel.Bakın suanda ne kadar huzursuz mutsuzuz.İnsanlara karsı konusurken ağzımızdan cıkan kelimelere dikkat ederek konusalım.Yoksa sonucları yine bizi yakar.Gönlüm isterdiki kalemimin dilinden güzel sözler dökülsün kan yerine.silahlar sussun masumlar ölmesin.SEVGİYLE KALIN VE HEP SEVİN.Tek temennim kardeşlik daha fazla can yakmadan ana yanmadan............
ÜMMÜ ARICI 26 EKİM 2007 SAAT 03.30 |  |
deniz gezmiş ve arkadaşları anısına
HAYATI= İstanbul'da Haydarpaşa Lisesi'ni bitirdi. 1966'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi. Kısa sürede gençlik eylemlerinde öne çıktı. TİP’de çalıştı. 1968'de Devrimci Hukuklular Örgütü’nü kurdu. Amerikan 6. Filosu’nu protesto eylemlerine katıldı. DÖB’ün kurucuları arasında yer aldı. Samsun'dan Ankara'ya Mustafa Kemal Yürüyüşü’nü tertipledi. THKO örgütünü kurdu. 4 Mart 1971'de dört ABD'li erin Balgat'taki Tuslog Tesisleri'nden kaçırılması eyleminde de bulunan Gezmiş, erlerin serbest bırakılmasından sonra yerlerinin ihbar edilmesi sonucu Sivas'ın Sarkışla ilçesinin Gemerek nahiyesinde Yusuf Aslan'la birlikte yakalandı.
Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ile birlikte 6 Mayıs 1972 tarihinde Ankara merkez kapalı cezaevinde idam edildi.
İdam edilmeden önce son isteğinin Rodrigo'nun Aranjuez konçertosunu (muhtemelen Adagio'sunu) dinlemek ve bir bardak demli çay içmek olduğu söylenir, ama bu isteğinin yerine getirilmediği bilinmektedir. İdam kemendi boynundan geçirilirken de, hücresinden alınıp apar topar darağacına götürülürken giymesine izin verilmeyen botlarının askerlere bırakılmamasını, ailesinden birinin almasını istediğini belirtmişti. Son sözleri: “Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği! Yaşasın işçiler, köylüler! Kahrolsun Emperyalizm!" oldu.
BAZI ÖNEMLİ SÖZLERİ=
- "...Biz hiçbir zaman bütün çabamıza rağmen Türkiye'nin bağımsızlığını temin edemedik. Bugüne kadar da bu özlem içinde kaldık."
- "...Öteden beri arz etmiş olduğum gibi, bu ülkede Anayasa’yı en fazla savunanlar bizleriz. Anayasa’yı ihlal edenlerse ortadadır. Anayasa’nın uygulanmasını isteyen gene bizleriz. Anayasa’yı uygulamayan yavuz kimselerse hâlâ ortadadır. Ve yine o kişiler bizim kellemizi istemektedirler..."
- "...Yaptıklarımızın haklı olduğuna inanıyorum. Halen de bu inancı taşıyorum. Türkiye'nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim ve bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. Bundan dolayı ölümden korkmuyoruz. Onu ancak işbirlikçiler düşünsün ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün. Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye'nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum
June 10
NİHAT GENÇ
• •Dün Korkusu (1989Nihat Genç, 1956 yılında Trabzon’da doğdu. 20 yaşında Ankara’ya yerleşti. Sağlık Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı’nda 9 yıl memurluk yaptı. Gençlik yıllarında gazete ve dergilerde teknik eleman olarak çalıştı. Gençlik yıllarından bugüne, siyasi dergiler, edebi dergiler ve son olarak Leman dergisinde yazmayı sürdürüyor. Bir ara Akşam gazetesinde yazdı. Skyturk isimli televizyon kanalında Serdar Akinan ile program yapmaktadır.
ESERLERİ •Amerikan Köpekleri (2004) •Arkası Karanlık Ağaçlar (2001) •Bu Çağın Soylusu (1991)
Edebiyat Dersleri (2004) •Hattı Müdaafa (2005) •İhtiyar Kemancı (2002) •Karanlığa Okunan Ezanlar (2006) •Kompile Hikayeler •Köpekleşmenin Tarihi (1998) •Memleket Hikayeleri •Modern Çağın Canileri (2000) •Nöbetçi Yazılar (2004) •Ofli Hoca / Şeriatta Ayıp Yoktur •Soğuk Sabun
yüzyılın şairi 100 yaşında
Nazım Hikmet Selanik'te 20 Kasım 1901’de dünyaya geldi. Ailesi 40 gün için bir yaş büyük görünmesin diye doğum tarihini nüfus kütüğüne 15 Ocak 1902 olarak işletti.
Nazım Hikmet'in babası Hikmet Bey, bugünkü Galatarasay Lisesi o dönemdeki adıyla Mekteb-i Sultani'den mezun oldu. Önce ticaret yaptı, daha sonra da Dışişleri'nde çalışmaya başladı.
Annesi Celile Hanım ise eğitimci Enver Paşa'nın kızı. İyi bir eğitim almış bir hanımdı, piyano çalar, Fransızca bilir ve resim yapardı.
Nazım Hikmet, önceleri adını taşıdığı dedesi Nazım Bey'in etkisiyle şiir yazmaya başladı. 1919 yılında Heaybeliada Bahriye Mektebi'ni bitirdi. Hamidiye Kruvazörü'nde görev yaparken sağlık sorunları nedeniyle askerlikten ayrıldı. Bu arada ilk şiirleri de yayınlanmaya başlamıştı.
1921 başlarında Kurtuluş Savaşı’na katılmak için Anadolu’ya geçen Nazım Hikmet, Bolu’da öğretmen olarak görev yaptı.
Daha sonra Batum üzerinden Moskova’ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’ne (KUTV) kayıt oldu. Burada siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1924’te yurda döndü. Aydınlık Gazetesinde yayınlanan yazı ve şiirleri yüzünden on beş yıl hapsi istenince yeniden Sovyetler Birliği’ne döndü.
1928 Af Kanunu’ndan yararlanıp tekrar Türkiye'ye döndükten sonra Resimli Ay Dergisi'nde çalışmaya başladı.
1932’de yeniden dört yıl hapse mahkûm oldu, bu kez de Onuncu Yıl Affı’ndan yararlandı. Gazetecilik yaptı, film stüdyolarında çalıştı. 1938’de orduyu ve donanmayı isyana teşvik ettiği iddiasıyla 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. Çankırı ve Bursa cezaevlerinde yattı. 1950’de özgürlüğüne kavuştuysa da sürekli olarak izlenmekten kurtulamadı; kitaplarını yayınlatma, oyunlarını oynatma olanağı bulamadı.
Askere alınması kararlaştırılınca Romanya üzerinden tekrar Moskova’ya gitti. 1951’de T.C. yurttaşlığından çıkarıldı. 3 Haziran 1963’te bir kalp krizi sonucu yaşama veda etti. Moskova’da Novodeviçye Mezarlığı’nda toprağa verildi.
CENAZE MERASİMİM
Bizim avludan mı kalkacak cenazem? Nasıl indireceksiniz beni üçüncü kattan? Asansöre sığmaz tabut, merdivenlerse daracık.
Belki avluda dizboyu güneş ve güvercinler olacak, belki kar yağacak çocuk çığlıklarıyla dolu, belki ıslak asfaltıyla yağmur. Ve avluda çöp bidonları duracak her zamanki gibi.
Kamyona, yerli gelenekle, yüzüm açık yükleneceksem, bir şey damlayabilir alnıma bir güvercinden : uğurdur. Bando gelse de, gelmese de çocuklar gelecek yanıma, meraklıdır ölülere çocuklar.
Bakacak arkamdan mutfak penceremiz. Balkonumuz geçirecek beni çamaşırlarıyla. Ben bu avluda bahtiyar yaşadım bilemediğiniz kadar. Avludaşlarım, uzun ömürler dilerim hepinize...
963 Nisan, Moskova
2050’DE TÜRKİYE’NİN DURUMU
Yıl 2050 – Madeni 1 Milyar Liralıklar tedavüle girdi. Yıl 2050 – Emeklilik yaşı erkelerde 84 kadınlarda 82’ye çıktı ama maaşlar hala ödenemiyor. Yıl 2050 – Dünya’nın en büyük çölü Türkiye oldu, ne kadar kına yaksak azdır. Yıl 2050 – DEMİREL hala başta! Cumbaba politik kariyerine toz kondurmuyor. Yıl 2050 – Trafik kazalarında ölen yurttaşlarımızın sayısı Norveç nüfusunu 7’ye katladı. Yıl 2050 – Yaşasın Erovizyon şarkı yarışmasında 2. Olduk. Yıl 2050 – 4 UEFA, 2 Şampiyonlar Ligi, 1 Gezegenler arası şampiyonluğu bulunan GS gene tek başına ülke puanını yükseltmeye devam ediyor. Yıl 2050 – Aziz YILDIRIM “Taraftarlarımız merak etmesin 2051’de Şampiyonlar Ligi Kupası bizim olacak.” Dedi. Yıl 2050 – Karakartal 10 yıldır yüzüne hasret kaldığı Süper Lige bu yıl çıkabilmek için süper transferler yaptı. Yıl 2050 – Sosyal Demokratlar birleşebilmek için 361 kola daha bölündüler. Yıl 2050 – Tansu ÇİLLER Uranüs’teki yalısının dedesinden miras kaldığını açıkladı.
DENİZ'İN SON MEKTUBU
Merkez.Cezaevi_______6.5.1972
Baba, Mektup elinize geçmiş olduğu zaman aranızdan ayrılmış bulunuyorum.Ben ne kadar üzülmeyin dersem yine de üzüleceğinizi biliyorum.Fakat bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum.İnsanlardoğar,büyür,yaşar,ölürler.Önemli olan çok yaşamak değil,yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir.Bu nedenle ben erken gitmeyi normal karşılıyorum.Ve kaldı ki benden önce giden arkadaşlarım hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir.Benimde tereddüte düşmeyeceğimden şüphen olmasın. Oğlun ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir. O bu yola bilerek girdi ve sonucununda bu olacağını biliyordu. Seninle düşüncelerimiz ayrı,ama beni anlayacağını tahmin ediyorum.Sadece senin değil,Türkiye'de yaşayan Kürt ve Türk halklarının da anlayacağına inanıyorum.Cenazem için avukatlarıma gereklitalimatı verdim. Ayrıca savcıya da bildireceğim.Ankara'da 1969'da ölen arkadaşım Taylan Özgür'ün yanına gömülmek istiyorum.Onun için cenazemi İstanbul'a götürmeye kalkma. Annemi teselli etmek sana düşüyor.Kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et,onun bilim adamı olmasını istiyorum. Bilimle uğraşsın ve unutmasın ki,bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir.Son anda yaptıklarımdan en ufakbir pişmanlık duymadığımı belirtir,seni, annemi, ağabeyimi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşiyle kucaklarım. Oğlun DENİZ GEZMİŞ |  |
DENİZ-YUSUF-HÜSEYİN'İN SON SÖZLERİ
Deniz bize döndü."Cezaevinden bizi, yangından mal kaçırır gibi kaptılar, havalandırarak getirdiler. Ayakkabılarımızın bağlarını bile bağlamamıza fırsat vermediler. Postallarımın bağlarını bağlasınlar; asıldığımda ayağımdan düşmelerini istemem." dedi. Deniz gardiyanların yardımıyla masaya çıktı. Bir gardiyan ilmiği açtı, genişletti, başından geçirip taktı Deniz'in boğazına. İşte o an Deniz son sözlerini söyledi: "Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği! Yaşasın işçiler,köylüler!_Kahrolsun_Emperyalizm! Deniz'in asılması sırasında Yusuf'u alıp oraya getirmişler. Bize dönerek "Duydum Deniz'in sesini." dedi. Darağacı hazırlanmış, tazelenmişti. Yusuf masaya oradan da tabureye çıktı. Geçirdiler ilmiği boynuna. Yusuf da gür, yürekli bir sesle son sözlerini söyledi, taburenin üzerinde: "Ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu için şerefimle bir defa ölüyorum! Sizler bizi asanlar şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz! Biz halkımızın hizmetindeyiz! Sizler Amerika'nın hizmetindesiniz! Yaşasın Devrimciler! Kahrolsun Faşizm! Bu arada Hüseyin'i getirdiler. Bildiğimiz Hüseyin'di. Her zamanki Hüseyin. Sigara içip içmeyeceğini sorduk. "İçmeyim." dedi. Bize döndü. "Söyleyin babama." dedi; ayağındaki lastik ayakkabıları gösterdi, "Babam, yarın ayağımdaki bu lastik ayakkabıları görüp, doğru dürüst bir ayakkabısı bile yokmuş diye üzülmesin. Askeri Cezaevinde, ayakkabılarımızı giymemize bile fırsat vermediler. Ayakkabılarım cezaevinde kaldı. Onlara hediyem olsun." dedi. Durdu. "Sehpaya çık." diye bağırdı savcı. Hüseyin savcıya döndü masanın üzerinde, "Sabırlı ol, çıkacağım." dedi. Ve tabureye çıkmadan, masanın üzerinde, yürekli bir sesle bağıra bağıra son sözlerini söyledi: "Ben şahsi hiçbir çıkar gözetmeden halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım! Bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdım! Bundan sonra bu bayrağı Türk halkına emanet ediyorum! Yaşasın işçiler, köylüler ve yaşasın devrimciler.Kahrolsun.Faşizm!
|
|
|
|